Kategori arşivi: Göz Hastalıkları

Kataraktın Tedavisi

Katarakt ve Tedavisi

Kataraktın kelime anlamı “hızla aşağı doğru akan su” ya da başka bir deyimle “çağlayan” dır. Bu benzetmenin ilk kullanımı 11. yüzyıla kadar dayanmakta olup, arapça aynı anlama gelen “nuzul-el-ma” kelimesinin latince ifade edilmesiyle ortaya çıkmıştır, halkımız arasında da yine aynı benzerlikten dolayı “ak su” ifadesi kullanılmaktadır.

Katarakt hastalığı, saydam olan göz merceğinin bu saydamlığını yitirmesi ve gözbebeğinden normalde alınan siyah reflenin, yerini opak-beyaz refleye bırakması ile karakterizedir. Tarih boyunca, bu beyaz refle, hızla akan suyun aldığı renge benzetilerek “katarakt” terimi kullanılmıştır, halen de tüm dünyada aynı ortak bir terim kullanılmaktadır.

Kataraktla birlikte renkler canlılığını kaybeder, görme azalır :

Bulanıklaşan göz merceği, dışarıdan gelen ışıkların göz içine, görme noktasına ulaşmasını engeller, böylelikle kataraktlı hastalarda görme bulanıklaşır ve görme kalitesi düşer. Başlangıçta kataraktlı hastaların görmeleri henüz belirgin olarak azalmasa da dünyayı daha soluk ve cansız görürler. Başka bir deyişle katarakt gelişimi ile dünyaya açılan pencelerimize yavaş yavaş bulanık bir perde inmektedir. Diğer belirtiler ise özellikle aydınlık ortamlarda gözlerde kamaşma, gözlük numaralarında hızla değişme şeklinde özetlenebilir.

Yaşlılık kataraktında bir yandan görme bulanırken, diğer yandan da özellikle mavi renkte azalma, sarı renkte artma şeklindeki renk görme bozukluğunu görmekteyiz.

Yaşamının ileri yıllarında, gelişen kataraktına bağlı olarak, ünlü ressam Van Gogh’un resimlerinde de sarı hakimiyetini dikkat çekicidir.

Diabetik kataraktta ise, loş ortamda normale yakın görmeye karşın ışıklı ortamda azalan ve ışıkların etrafında halolar görmeyle karakterize görme yakınması belirgindir. Bu kişiler araç kullanırken, otomobil farlarından fazlaca etkilenirler. Bazen bu yakınma, normal oda aydınlatmasında ve loş ortamda iyi görebilen bir araç sürücüsü için ameliyat nedeni olabilir.

Katarakt gelişimini önlemek mümkün mü?

Katarakta neden olabilecek pek çok hastalık, ilaç ve çevresel faktör mevcuttur. Ancak, katarakt gelişiminin en önemli nedeni yaşın ilerlemesidir. İlerleyen yaş, nasıl bazı insanları diğerlerinden daha erken ve daha fazla etkiliyorsa, katarakt da bazı insanlarda daha erken ve belirgin olarak ortaya çıkar, ama yaşlanma önlenemedikçe, kataraktın da önlenmesi mümkün görünmemektedir. Günümüzde henüz katarakt gelişimini engelleyecek veya bulanıklaşan lensi tekrar saydamlaştıracak tedavi yöntemi bulunamamıştır.

Diabetik kişilerde katarakt iki kat sık görülür

Bazı hastalıklarda, özellikle de “Diabet”te katarakt sıklığı artmaktadır. Diabetli hastalarda hem yaşa bağlı katarakt daha erken ortaya çıkmakta, hem de yaşlılık kataraktından çok daha erken yaşlarda diabete bağlı katarakt görülmektedir. Diabetli hastalarda hastalık süresi, kan şekeri kontrolü ve yaş, katarakt gelişiminde etkilidir. Gelişiminde çok sayıda faktörün etkili olduğu kataraktın, önlenmesi de buna bağlı olarak güçleşmektedir. Ancak, diabet hastalarında iyi kan şekeri kontrolü kataraktın ilerlemesini yavaşlatabilir.

Kataraktın tedavisi ameliyattır

Oldukça sık görülen bir hastalık olduğundan, katarakt ameliyatının tarihçesi de milattan önce 2000 yıllarına kadar uzanmaktadır. Yani 4.000 yıl önce de katarakt ameliyatı yapılıyordu. Tarih kitaplarında ilk katarakt ameliyatının Babil’de, bulanıklaşan göz merceğinin göze uygulanan bir darbe ile göz içine düşürülmesi şeklinde yapıldığı bildirilmektedir. Bulanıklaşan ve bağları güçsüzleşen mercek, gözün içine (vitreusa) düşürülerek, görme hattında yarattığı bulanıklık ortadan kaldırılıyordu. Yüzyıllarca bu ilkel, ancak başarılı teknik kullanıldıktan sonra 1747′de, yani bilinen ilk katarakt ameliyatından 3750 yıl sonra, daha modern bir teknik geliştirilmiş, bulanıklaşan mercek, göziçine düşürülmek yerine gözün dışına alınmaya başlanmıştır. Alınan merceğin yerine, bir başka mercek konulmadığı için, katarakt ameliyatı olan hastalar 1950′li yıllara kadar çok kalın camlı (10-13 dioptri) gözlüklere ihtiyaç duymuşlardır. İkinci dünya savaşında İngiliz savaş uçaklarının gölgeliklerinin yapımında kullanılan plastiğin, çatışmalar sırasında pilotların gözüne kaçtığı ve gözde yabancı cisim reaksiyonu yaratmadığı gözlenmiş, ilk göz içi merceği fikri bu şekilde doğmuştur. 1990′lı yıllara kadar, sert göz içi mercekleri başarıyla uygulanmış, son yıllarda katlanabilen (yumuşak) merceklerin geliştirilmesiyle günümüzdeki modern ameliyat tekniklerine ulaşılmıştır. Göziçi mercekleri, diğer organ protezlerinin aksine, bir daha değiştirilmesine gerek olmamak üzere, göziçine yerleştirilmekte, kişinin eskitemeyeceği kadar uzun süre yerinde kalmaktadır.

En konforlu ameliyat !

Sadece göz damlası ile sağlanan anesteziyi takiben dikiş gerektirmeyecek kadar küçük bir kesiden göz içine girilmekte, bulanıklaşan mercek ultrasonik ses dalgaları ile temizlenmekte ve yerine hasta için uygun göz içi lensi takılmaktadır. Ameliyat öncesi yapılan ölçümler sayesinde her bireyin ihtiyacı olan lens gücü belirlenmekte, bu sayede ameliyat sonrası gözlük ihtiyacı da en aza indirilmekte, hastanın beklentileri de göz önüne alınarak ideal gözlük numarasının elde edilmesi mümkün olmaktadır. Bu gelişmeler ve elde edilen başarılı sonuçlar dikkate alındığında katarakt ameliyatının en konforlu cerrahi girişim olduğu ortaya çıkmaktadır. Her görme azlığının tek nedeni katarakt olamayacağından, kişinin bu ameliyattan ne kadar yarar göreceği, ameliyat öncesi muayenelerle değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, kataraktı bembeyaz hale gelmemiş, yani henüz gözdibi muayenesi yapılabilen olgularda % 100′e varan güvenilirliktedir.

Ameliyat kalitesinin artması ile paralel olarak, ameliyat zamanlaması da değişmiştir. Bugün katarakt ameliyatının zamanı, hastanın ihtiyaç duyduğu andır. Kişinin günlük aktivitesi, mesleki özellikleri dikkate alınarak hekim ile hasta birlikte ameliyat zamanını belirlemelidir. Net görmenin önemli olduğu mesleklerde kataraktın çok erken evrelerinde ameliyat yapılarak, görme kalitesini artırmak mümkündür.

Katarakt tekrar eder mi ?

Başarılı bir katarakt ameliyatından sonra kişide tekrar katarakt gelişmesi mümkün değildir. Çünkü kişinin opaklaşan merceği alınmış, yerine yapay bir mercek konulmuştur. Ancak, katarakt ameliyatı geçirmiş kişilerde, yapay merceği yerleştirdiğimiz yer, doğal mercek zarına (kapsülüne) ait ceptir. Bu zar (doğal merceğin kapsülü) zamanla opaklaşabilir ve hasta katarakt ameliyatından önceki gibi bulanık-mat görmeye, ışıkların etrafında halolar görmeye başlayabilir. Bu durumda, aynen bir göz muayenesi olur gibi, lazer bağlantılı biomikroskopa yüzünü yerleştiren hasta, tamamen ağrısız olmak üzere, opaklaşmış lens kapsülünün merkezinde yaratılan açıklıkla, önceki iyi görmesine kavuşturulur.

Diabetli hastaların yarısı hayatında bir kez ameliyat olmaktadır ve katarakt ameliyatı yapılan hastaların %10′unu diabetliler oluşturmaktadır. Lokal anestezi, diabetik olguların da sistemik durumlarına bağlı herhangi bir kısıtlama olmaksızın ameliyat olabilmelerine imkan sağlamaktadır. Bazen hastaların görme ihtiyaçları, bazen diabetik retinopatinin takibi ve laser fotokoagülasyon ile tedavisi için katarakt ameliyatı kaçınılmazdır. Ancak modern teknolojinin, tıbba sunduğu imkanlarla, katarakt ameliyatı bugün korkulacak bir girişim olmaktan çıkmış, en konforlu ameliyat haline gelmiştir. Aydınlık ve güzel günler dileğiyle…

Hazırlayanlar :
Op. Dr. E. Deniz Eğrilmez
Op. Dr. Sait Eğrilmez

Keratokonus Nedir?

KERATOKONUS NEDİR ?

Gözün en önünde yer alan ve bir kubbe bombeliğinde olması gereken saydam tabakanın bombeliğinin bozulması ve konik şekil almasıdır. Yani keratokonus, “konik şekilli kornea” anlamındadır. Normalde yuvarlak şekilli olan korneanın konikleşmesiyle görme azalır.

KERATOKONUS’DA GÖRME NEDEN AZALIR ?

Keratokonus hastalığında korneanın şeklinin bozulması, deforme olması, gözde oluşan görüntünün de deforme olmasına, görme netliğinin ve kalitesinin bozulmasına ve görme derecesinin azalmasına neden olur.

KERATOKONUS’DA İLK BELİRTİ NEDİR ?

Keratokonuslu gözlerde, başlangıçta astigmat denilen görme bozukluğu ortaya çıkar. Bu, genellikle miyop-astigmat türündedir. Hastalığın ilerlemesi ile birlikte göz gittikçe daha fazla miyop ve astigmat olmaya başlar, özellikle astigmatizma çok ilerler, kornea (saydam tabaka) giderek öne doğru konikleşir ve incelir, düzensiz bir şekil alır. Bu şekil bozukluğuna paralel olarak da gözlükle düzeltilemeyen bir astigmatizma oluşur.

KERATOKONUS’UN NEDENİ BİLİNİYOR MU ?

Keratokonusun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik bir yönü mevcuttur. Keratokonus bir anlamda, korneanın dejeneratif bir hastalığıdır.

KERATOKONUS SIK GÖRÜLEN HASTALIK MIDIR? KAÇ YAŞINDA GÖRÜLÜR ?

Keratokonus, toplumda ortalama her 2000 kişide bir (1/2000) görülen bir hastalıktır. Ortaya çıkışı genellikle 15-20 yaşlarındadır. Her hastada değişik seyredebilir. Bazen 4-10 yıl ilerler, sonra durabilir. Bazen de hızla ilerler, görme kısa zamanda bozulabilir.

KERATOKONUS TEDAVİ EDİLEBİLİR Mİ ?

Keratokonusda rahatsızlığın dönemine göre değişik tedavi uygulamaları yapılır. Hafif miyopi ve astigmatizmanın bulunduğu erken dönemde gözlükle hasta net görebilir. Hastalık ilerlediğinde artık gözlükle net görüş sağlanamaz duruma gelir. Bu dönemde özel keratokonus lenslerinden (gaz geçirgen kontakt lensler) faydalanır. Hastalar kontakt lens takabildikleri ve görme dereceleri yeterli seviyede kaldığı sürece ameliyata gerek yoktur. Hastalığın ileri dönemlerinde görme derecesi düşer ve kontakt lens takılamaz hale gelir. Bu dönemde ameliyat gerekli hale gelir. İstatistikler, keratokonuslu gözlerin sadece %20′sinde ameliyat gerektiğini göstermektedir. Söz konusu ameliyat, deforme olan merkezi korneanın yerine sağlam bir korneanın nakledilmesidir. Tıbbı adı keratoplasti veya kornea transplantasyonu olan bu ameliyat halk arasında yanlış olarak “göz nakli” ismiyle bilinmektedir. Bu ameliyat bir organ nakli olamayıp doku naklidir. Kornea tabakası (gözün saydam tabakası) damarsız bir doku olduğundan, doku reddi organ nakillerine göre çok

Kolobom (Coloboma) Nedir?

Kolobom; gözle ilgili herhangi bir oluşumun (göz kapağı, retina,iris gibi) doğumsal gelişim kusurudur. Genelde yarık şeklinde kendini gösterir. Gözün embriyolojisinde 4 haftalık fötus evresinde, gözü oluşturmak üzere ön beyinden çıkıntı yapan parçacık, gözün küresel bir yapıya dönüşmesi için kendi içine çökerek birleşir. Bu kapanma (birleşme) kusurları kolobom olarak bilinir. Durumun ağırlığına göre retina, makula, optik sinir, koroid, lens, iris, kapak kolobomu tekil olarak veya birkaçı bir arada ortaya çıkabilir. Ancak olay herzaman gözlerde belirgin bir yarık şeklinde algılanmamalı, göze ait herhangi bir oluşumun gelişiminin tam olarak tamamlanmadığı şeklinde algılanmalıdır.

Koloboma neden olarak ailevi geçiş kesin bir neden olarak saptanmamıştır ancak, hastalıkların belirli kromozomal hastalıklarla ilgili olduğu bilinmektedir. Schmid Fraccaro sendromu, Trisomy 18 (E- sendromu) gibi kromozomal hastalıklarda kolobom meydana gelebiir.

Sebebi açıklanamayan tüm doğumsal anomalilerde olduğu gibi, ailevi risk olup olmadığı dikkatlice araştırılmalıdır.

Kolobomun etkileri hastalığın şiddetine ve problemin yerine bağlı olarak değişir. Açıklık genelde gözün alt kısmındadır.

Lens kolobomu; eğer büyükse iris ve koroid tabakada kusurlara eden olabilir ve retina tabakasında yırtılma meydana gelme olasılığını biraz arttırır. Şiddetli olgularda, gözün büyüklüğünde azalma meydana gelebilir. Buna mikroftalmus adı verilir. Ancak mikroftalmus, kolobom olmadan da meydana gelebilir.

İris kolobomu, pupilde anahtar deliği görünümü verebilir. Merkezi görmede hasar oluşabilir.

Bazı kolobom olgularında, nörolojik ve kromozomal problemler de var olabilir. Bunlardan birisi son derece nadir görülen CHARGE hastalıklar grubudur. (C – Coloboma; H – Heart defects (kalp problemleri); A – Atresia of the choanae (arka burun deliklerinin kapalı olması); R – Retarded growth and development (büyüme ve gelişme geriliği); G – Genital hypoplasia (yetersiz cinsel organ gelişimi, inmemiş testis gibi); E – Ear anomalies (kulak anomalileri)).

Yine küçük göz, fazla parmak ve zeka geriliği koloboma eşlik edebilir. Görme yeteniğinde azalma, nistagmus, şaşılık, fotofobi ve görme alanı kaybı hastalarda bulunabilir.

Tedavi

Hastalığın durumuna göre tedavi yöntemleri farklılık göstermektedir.

Retina dekolmanı (ayrılması) durumunda vitrektomiyi takiben lazer (argon veya kripton) ile retina altta yatan yapılara tutturulur.

İris kolobomunda, kozmetik amaçla kontakt lensler kullanılabilir.

KOLOBOM KONUSUNDA BİR GÖZ UZMANI HEKİME BAŞVURULMALIDIR.

Kornea Hastalıkları ve Kornea Nakli

Kornea, gözün en ön kısmında bulunan saydam dokudur ve gözün en önemli kırıcımerceğidir. Korneanın saydamlığı birçok hastalık tarafından bozulabilir. Bu hastalıklar doğuştan, genetik kökenli veya mikrobik olabilir. Keratokonus gibi bazı hastalıklar ise korneanın şeklini değiştirirler. Bu hastalıkların tamamında korneanın saydamlığı kalıcı olarak bozulur ve hastanın tekrar görmesini sağlamak amacı ile ölen bir kişinin gözünden alınan kornea dokusu ile değiştirilir. Dünya Göz Hastanesi kornea nakli konusunda Türkiye?nin önde gelen kuruluşudur.

Kornea Nedir?

Kornea, gözün en önünde yeralan ve görme işlevinde büyük rolü olan gözün saydam tabakasıdır. Saydam, avasküler bir dokudur. Duyu sinirlerinden çok zengindir. Santralda sferik(küresel) bir yapıdadır. Kalınlığı merkezde 0.5-0.6 mm’dir,perifere doğru kalınlaşarak 0.9 mm’ye ulaşır.

Korneanın Yapısı

Kornea anatomik olarak 5 tabakadan oluşur.

- Epitel Tabakası
Rejenerasyon yeteneği hızlı 5-6 sıralı, keratinize olmayan çok katlı yassı epiteldir. Ön yüzü gözyaşı ile kaplanmıştır. Bowman Membranı düzeyinde seyreden duyu sinirleri epitel hücreleri arasında sonlanır. Altındaki Bowman membranına bazal membranı ile sıkıca yapışıktır.

- Bowman Tabakası
Stroma lamellerinin kondanse olmuş ön kısmıdır. Yaralanmalardan sonra yenilenmez, yerinde görme bozukluğuna neden olabilen opasiteler (skar dokusu) gelişir.

- Stroma
Kornea kalınlığının %90′nını oluşturur. Stromayı oluşturan kollajen lifler uniformdur yapıdadır. Birbiri ile kesişmeden limbustan limbusa seyreder. Mukosakkaridlerden oluşan aramadde içinde yerleşmişlerdir. Stroma hücreden fakirdir. Keratosit adı verilen bu hücreler, yaralanmalarda fibroblastlara dönüşerek yara onarımı sağlar.

- Desme Membranı
Endotel hücrelerini bazal membranıdır. Korneanın diğer katlarına göre elastisitesi fazladır. Stromaya yapışık değildir. Kolayca sıyrılabilir.

- Endotel Tabakası
Tek sıralı altıgen hücrelerden oluşur. Mitoz ile çoğalmazlar.

Kornea hastalıkları:

Kornea da tüm canlı dokular gibi hastalık yapan nedenlerin tümünden etkilenebilir. Bu hastalıklar,doğumsal veyaedinsel olabilir. Korneanın şekli, saydamlığı vemetabolizması doğumsal bazı hastalıklar sonrası bozulabilir, örneğin kornea doğumsal olarak olması gerekenden daha küçük olabilir, bu duruma mikrokornea adı verilir.

Korneanın edinsel hastalıklarının önemli bir bölümü değişikmikroorganizmalar tarafındanenfekte edilmesi sonrası gelişir, korneaenfeksiyonu,virüsler,bakteriler,mantarlar ve yaprotozoalar tarafından oluşturulabilir, kornea enfeksiyonlarınakeratit adı verilir.

Korneaotoimmün hastalıklardan etkilenebilir, bu otoimmün hastalıkların bir kısmı yalnızca kornea ve çevre dokularını özel olarak etkilerken, bazı sistemik otoimmün hastalıklar da korneayı tutabilir, örneğin, otoimmün bir hastalık olanromatoid artrit,kuru göz sendromu yaparak kornea sağlığını tehdit edebilir.

Değişik bazı sistemik hastalıklar veya sistemik enfeksiyonlar da korneayı etkileyebilir, söz gelimi sistemik bir hastalık olandiyabet bazal membran kalınlaşması veya sinir hasarı yaparak iyileşmeyen epitel açılmalarına neden olabilir.

Korneaalerjik hastalıklardan da etkilenebilir, örneğin, bir çeşit alerjik konjonktivit olan vernal konjonktivit korneada hasar yaratabilir. Korneaya özgü bazıdistrofik hastalıklar da vardır, bunların bir çoğu ailesel geçiş gösterir,keratokonus korneada incelme ve buna bağlı ileriastigmatizma ve görme bozukluğu ile kendini gösteren distrofik bir hastalıktır. Korneada yaşlanmaya vemorötesi ( ultraviyole) ışın hasarına bağlı bazıdejeneratif hastalıklar da görülebilir.

Kornea gözün en dış kısmında yer aldığı için sıklıklatravmaya uğrayabilir, bu travmalarmekanik,termal, veyakimyasal olabilir,radyasyon tüm dokuları etkilediği gibi korneayı da etkileyebilir. Kornea travmaları sonrası göz küresinin bütünlüğü bozulabilir, bu acil olarak tedavi edilmesi gereken bir durumdur. Gözünasit veyaalkali kimyasal maddeler ile teması sonrası yapılacak en önemli şey gözün ve çevre dokularının derhal suyla bolca yıkanması ve gerekli donanıma sahip bir tıp merkezine başvurulmasıdır, gözün bazı durumlarda litrelerce suyla yıkanması gerekebilir, göz kapakları çevrilerek arada kalmış kimyasal madde artıkları mutlaka temizlenmelidir.

Kornea cerrahisi

Kornea cerrahisi, korneanın bütünlüğünü, saydamlığını veya optik özelliklerini değiştirmek amacı ile yapılır. 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında,kornea nakli, cam gibisentetik veya, insanlardan ve hayvanlardan alınan dokular gibiorganik bir çok değişik maddeyle denense bile başarılı olamamıştır. Ancak artık kornea nakli diğer bir deyişlekeratoplasti, 20. yüzyıl son çeyreğindeki cerrahi teknik ve malzeme ilemedikal tedavinin gelişimi sonrası başarı şansı yüksek birtransplantasyon cerrahisidir.

Miyopi,hipermetropi veyaastigmatizma gibi kırıcılık kusurlarının düzeltilmesi için günümüzde yaygın olarak kornea cerrahisi yapılmaktadır. Özel mikrometrik bıçaklarla, kornea kesileri yapılarak, kornea eğiminin değiştirildiği cerrahiradial keratotomi olarak adlandırılır, bu cerrahi teknik eskiden olduğu kadar yaygın değildir. Excimer lazerlerle yapılan cerrahi ise temel olarakfotorefraktifkeratektomi (photorefractive keratectomy,PRK) velazer eşlikli in situ keratomileusis (Laser Assisted In Situ Keratomileusis,LASIK) olmak üzere ikiye ayrılır.

Kornea Muayene Yöntemleri

Göz hekimi olmayan bir kişi lokal ışık ile kornea saydamlığını, yüzeyinin parlaklığını, kornea yaralanmalarını, pamuk bir çubuk ile kornea duyarlığını değerlendirebilir. Göz hekimleri kornea morfolojisi ve fonksiyonunu değerlendirmek için cihazlar kullanırlar;

Biomikroskopi : Kornea ve ön segmente ait diğer yapıların binoküler olarak incelenmesine yarar. Değişik kalınlıkdaki ışık demetleri değişik açılardan gönderilerek biomikroskobun büyütmesi altında incelenebilir. Rutinde en sık kullanılan muayene yöntemidir.
Keratometri : Korneanın kırma gücünün ölçülmesidir. Kontakt lens ve göziçi lens implantasyonu uygulamasına hazırlıkta kullanılır.

Topografi : Korneanın ön yüzünün topografik analizinde kullanılır.

Pakimetri : Kornea kalınlığının ölçümüdür.

Speküler mikroskopi : Endotel hücre sayısı ve yapısını gösterir.

Esteziometri : Kornea duyarlılığının değerlendirilmesinde yararlanılır.

Korneanın boyanarak muayenesi : Kornea yüzeyindeki defektler floresseine ve rose bengal solusyonu ile görülebilir.

Kornea Nakli nedir?…

Halk arasında göz nakli olarak bilinen, aslında gözün sadece çeşitli hastalıklar sonucu bozulmuş olan en ön saydam tabakasının ölen bir kişiden alınan sağlıklı kornea dokusuyla değiştirildiği bir ameliyattır. Kornea nakli ameliyatında bağışlanan sağlıklı korneadan 6-9 mm çapında olabilen daire şeklinde bir parça çıkartılır ve alıcının (hastanın) korneasından da aynı büyüklükte bir parça çıkartılarak bu bölgeye dikilir. Ameliyat tercihan genel anestezi altında yapılır ama yaşlılarda lokal anesteziyle de yapılabilir. Ameliyatın süresi 15-20 dakikadır. Özel olgularda katarakt cerrahisi veya göz içi lensi değiştirilmesi gibi ameliyatlarla birlikte yapılırsa 1-2 saat sürebilir.

Son yılların teknolojik gelişmeleri bu ameliyatı en başarılı organ nakli ameliyatı haline getirmiştir. Tarihçesi 19.yüzyılın sonlarına dek giden kornea nakli,A.B.D’de yılda 40.000′in üzerinde gerçekleşmekte iken,ülkemizde bu sayı yılda yaklaşık 1.500 kadardır.Türkiye’de kornea teminatındaki güçlükler,binlerce insanın ameliyat için sırada beklemesine neden olmaktadır.Bununla birlikte kornea bankaları ve nakiller hakkında bakanlığın hazırladığı yeni yönetmelik bu sorunu çözecek niteliktedir.

Dünya Göz Hastanesi İle En Kısa Zamanda Uygun Kornea

Doku ve organ nakillerinde bağışların azlığından dolayı ülkemizde yaşanan sorunlardan birine Dünya Göz Hastanesi kendi bünyesinde son verdi. Hastanemizin büyüklüğünü ve gelişmişliğini bu alanda da kanıtlamak mümkün; kornea nakli olmak için gelen hiçbir hastamız aylarca hatta yıllarca sıraya girip beklemek zorunda kalmamaktadır. Hastalarımız için gerekli olan kornea en kısa zamanda bulunup tedavileri zamanında ve başarıyla gerçekleştirilmektedir.

Kornea naklini gerektiren durumlar

Kornea tabakasına ait yara ve iltihap sonucu korneanın saydamlığının bozulması. Kornea tabakasının saydamlığının kendiliğinden bozulması (kornea distrofisi denilen hastalık).Kaza sonucu kornea tabakasının yaralanmasıyla saydamlığının bozulması. Daha önce geçirilen bir göz ameliyatından sonra kornea tabakasının su tutarak şişmesi sonucu, kornea ödemi adı verilen durumun ortaya çıkmasıyla kornea saydamlığının bozulması ve görmenin azalması. Kornea saydamlığının bozulmayıp kornea şeklinin ileri derecede bozularak korneanın deforme olması(örneğin keratokonus)

Kornea nakli için gerekli kornea nereden alınır?

Kornea nakli için gerekli saydam tabaka ölen kişilerin gözlerinden sağlanmaktadır. Ancak her ölen kişinin korneası bu amaç için uygun olmamaktadır. Öncelikle kornea naklinden sağlıklı sonuç alınabilmesi için; korneanın önceki sahibinde olmaması gereken durumları belirtelim;

- Ölen kişide herhangi bir göz rahatsızlığı bulunmamalı,
- Göz ameliyatı geçirmemiş olmalı,
- Kornea tabakası tamamen sağlam ve saydam olmalıdır.
- Ölen kişide mikrobik,
- Virütik hastalıklar,
- Kanser türü hastalıkların bulunmaması
- Uzun süre komada kalmamış olması gerekmektedir.

Ölen kişilerden özel eğitimli göz bankası elemanları tarafından alınan kornea, göz bankasında değişik incelemelerden geçirilerek kornea nakli için uygun kalitede olup olmadığı belirlenir. İstenen niteliklere uygun kornealar özel saklama kapları içine konularak ameliyatın yapılacağı merkezlere ulaştırılır.

Kornea nakli hangi hastalıklara yapılır?

Kornea Distrofileri (halk arasında beneklenme hastalığı diye bilinir) kalıtsaldır,
Keratakonus (Korneanın konik olarak bozulması),
Kornea yaralanmalarından sonra,
Geçirilmiş keratit (Kornea enfeksiyonu),
Katarakt cerrahisinden sonra korneanın saydamlığını kaybetmesi durumunda,
Kimyasal yaralardan sonra,
Bu saydığımız hastalıklarda kornea nakli sonrası kişinin tekrar görmesini kazanması için mutlaka gözün arkasındaki yapıların (damar ve sinir) sağlam olması gerekmektedir.

Kornea nakli ameliyatı nasıl yapılır?

Kornea nakli ameliyatı hastanın yaşına, genel durumuna ve gözün özelliklerine göre lokal veya çoğunlukla genel anestezi altında yapılır. Önce hastanın problemli kornea tabakası özel aletlerle yuvarlak olarak çıkartılır. Aynı büyüklükte kesilen verici korneası mikroskop altında çok ince ipliklerle alıcı göze dikilerek yerleştirilir.

Her ameliyatta olduğu gibi kornea nakli ameliyatında da kanama,mikrop kapma gibi bazı riskler sözkonusudur.Bunun dışında,ameliyat sonrası dönemde oluşabilecek özel bazı durumlar olabilir.Bunlardan en sık rastlananı,yüksek astigmatizmadır.Kornea nakli ameliyatından sonra hastaların büyük çoğunluğunda düşük veya yüksek derecede astigmatizma oluşmakta ve görme olumsuz yönde etkilenmektedir.Bu durumda,eğer astigmatizma düşük ise gözlük verilmekte,ancak yüksek astigmatizma mevcutsa astigmatizmayı azaltıcı bazı girişimlerin uygulanması gerekmektedir.Dikişlerin ayarlanması veya korneanın çizilmesi gibi işlemleri içeren bu girişimlerden sonra astigmatizma azalır.Ancak yine yüksek astigmatizma mevcutsa görmenin arttırılması için hastanın kontakt lens takması gerekebilir.Kornea nakli ameliyatından sonra doku reddi olasılığı mevcuttur.Fakat bu olasılık diğer organ ve doku nakillerine göre çok düşüktür.Bunun nedeni,korneanın damarsız bir doku olmasıdır.Doku reddi sözkonusu ise kanlanma,sulanma gibi belirtilerle birlikte kornea bulanıklaşır ve görme bozulur.Kornea giderek beyazlaşır ve görme iyice azalır.Eğer doku reddi reaksiyonu erken yakalanırsa ilaç tedavisi ile geri çevirilebilir.Fakat red reaksiyonu ilerlemiş ve kornea beyazlaşmışsa tekrar kornea nakli ameliyatı yapılmalıdır.

Kornea nakli ameliyatının avantajlı bir yönü birkaç kez tekrarlanabilmesidir.

Korneanın red riski var mıdır?

Her organ ve doku naklinde olduğu gibi kornea naklinde de red riski söz konusudur. Kornea dokusu damarsız olduğu için bu red oranı % 15 – 20 civarındadır. Red olan bir kornea yerine yeniden nakil yapılabilir fakat red oranı böyle hastalarda % 50 lere varabilmektedir. Örneğin, keratakonuıs ve distrofi (beneklenme) hastalarında ameliyatın başarısı yüksekken, kimyasal yaralarda bu oran oldukça düşmektedir.

Kornea nakli yapılan gözde renk değişikliği olur mu?

Göze rengini veren doku (iris dokusu) korneanın arkasında bulunan dokudur. Eğer ameliyattan önce iris dokusu sağlam ise kornea naklinden hemen sonra göz eski rengini alacaktır, yani renk değişikliği olmayacaktır.

Kornea nakli olan hastalar nelere dikkat etmelidir?

Kornea nakli olan hastalar özellikle ilk zamanlarda gözlerini kuvvetli ovuşturmaktan kaçınmalı, vurma çarpma gibi travmalardan korunmalı ve hijyene çok fazla dikkat etmelidirler.

Gözlerde ağrı, kızarıklık, görme bulanıklığı, ışığa karşı hassasiyet hissettiklerinde en yakın göz doktoruna müracaat etmeleri gerekir. Bu saydığımız belirtiler red reaksiyonunun belirtileri olabilir ve acil tedaviyi gerektirir.
Kornea nakli olan hasta ile operatörü arasında sıkı bir işbirliği olmalıdır. Sadece operasyonun iyi olması yeterli değil; operasyon sonrası özellikle ilk 1- 2 sene takip ve tedavi de ameliyatın başarısında etkilidir.

Intralase-Kerotoplasty (Lazer ile kornea nakli)

Bazı kornea hastalıklarının nihai çözümü olan kornea nakli (keratoplasti) bugün lazer yardımıyla yapılabilir hale gelmiştir. Kornea gözün en önde yer alan saydam tabakası olup, en çok optik kırıcılığın sağlandığı bölgedir. Kornea şeffaflığını ve şeklini bozan hastalıklar bu nedenle direkt olarak yakında ve uzakta görmeyi bozar. Bu hastalıklar sonradan edinilebildiği gibi bazen doğuştan mevcutturlar. Korneanın doğuştan gelen lekeleri, şekil bozuklukları bazen hayatın erken dönemlerinde kornea değişimi gerektirirler. Kornea nakli gerektirebilen sık görülen bir diğer neden de göz travmalarıdır. Erken gençlik dönemlerinde başlayıp başlangıçta gözlük kusuru olarak tanı alan hastaların bir kısmında keratakonus denilen korneanın şekil bozukluğu bir hayli sık görülmektedir. Bu hastalar sürekli artan göz numaraları ve giderek az görme şikayetleri ile başvururlar. İleriki dönemlerinde sivrileşip aşırı incelmiş korneanın işlevini yapabilmesini imkansız hale getirebilir ve kornea nakli gündeme gelir.

Bugüne kadar uygulanan standart kornea ameliyatlarında hasta kornea bir bütün olarak alınmakta ve verici korneayla yer değiştirilmekteydi. Günümüzde femtosecond lazer (intralase) teknolojisinin gelişmesiyle korneada her türlü kesi yapılabilir hale gelmiştir. Intralase teknolojisinin kullanımı ilk olarak, lazerle miyop, hipermetrop, astigmat tedavisinde başlatılmıştır. Bu ameliyatların çok güvenilir ve komplikasyonsuz yapımına imkan sağladığı görünmektedir.

Aynı teknolojinin kornea naklinde kullanılması ise korneada sadece hastalıklı kısmın ayrılarak yine verici korneadan bu ölçüde dokunun nakline imkan sağlamaktadır. Intralase Keratoplastide sağlıklı- hasta doku ayrımının yapılabilmesinin en büyük avantajı organ reddi olasılığının neredeyse olmayışıdır. Her organ nakli ameliyatında olduğu gibi kornea naklinde sonradan organ reddi olabilir. Lazerle kornea naklinin bir diğer avantajı kornea dikişlerinin daha kısa sürede alınması ve ilaç kullanım süresinin standart yönteme göre daha kısa olmasıdır. Lazerle kornea nakli tamamen lokal anestezi altında yapılabilir ve genel anestezinin risklerinden korunulmuş olunur.

Korneaya yabancı cisim kaçmasının sonuçları nelerdir?

Toz, demir çapağ gibi yabancı cisimler epitel abrazyonuna neden olup korneaya gömülebilirler. Bu durumda hasta şiddetli batma şeklinde ağrı, sulanma, kızarıklık, fotofobi yakınmaları ile başvurur.

Bu hastalarda konjonktival forniksler dikkatle kontrol edilir, olası yabancı cisim varlığı araştırılır. Yabancı cisim fazla gömülü değilse lokal anestezik damla göze damlatıldıktan sonra steril iğne ucu ya da yabancı cisim forsepsi oblik pozisyonda tutularak mümkünse biomikroskopik bakı altında, kazınarak çıkarılır. Proflaktik olarak antibiotikli damla başlanıp epitel iyileşene kadar göz baskılı şekilde kapatılır.

Orbita Hastalıkları Nelerdir?

Orbita bulbus okuli, ekstraoküler kaslar, optik siniri içeren yağ ve bağ dokusundan zengin kavitedir.Armut şeklinde geriye doğru daralır . Tepesinde optik sinirin geçtiği foramen optikum vardır.

Orbita duvarları 7 adet kemikten yapılmıştır:

Etmoid,frontal, lakrimal, maksiller, palatin, sfenoid, zygomatik kemiklerdir.

Yer yer kemik yapılar laminer şekilde inceldiğinden komşu doku hastalıkları orbitaya uzanabilir yada tam tersi orbitada gelişen olaylar çevre dokulara yayılım gösterebilir.Paranasal sinuslar ve burun boşluğu ile komşuluğu bu açıdan önemlidir. Orbita duvarlarının en ince olduğu bölge lamina paprycea bölgesidir. Bu nedenle ethmoid sinus enfeksiyonları özellikle çocuklarda orbitaya kolayca ulaşabilir.

Glandula lakrimalis üst temporal kadranda frontal kemiğin fossa lakrimalisinde yerleşmiştir.

Orbita tabanı : Maksiller sinüs ile,
Medial duvarı: Önde burun boşluğu ile geride ethmoid, sfenoid sinüsler ile ,
Orbita tavanı: Frontal sinus, ön kranial fossa,
Lateral duvarı: Orta kranial ve temporal fossa ile komşudur.

Orbita duvarında önemli yapıların geçtiği açıklıklar vardır.

1-Fissura orbitalis süperior: N. Okulomotorius, N Troklearis, N Abdusens, N Trigeminusun oftalmik dalı, sempatik sinir lifleri geçer. Orbita venöz drenajıda superior oftalmik ven aracılığı ile bu fissürden geçip sinus kavernozusa dökülür.
2- Fissura orbitalis inferior: N. Trigeminusun maksiller dalı, infraorbital sinir, inferior oftalmik ven, infraorbital arter, yanaklar, alt kapak, üst dudak ve dişlerin duyu sinirleri geçer.
3- Foramen optikum : Optik sinir, oftalmik arter, sempatik sinir lifleri geçer.
Orbita kemiklerini örten periost orbita apeksinde optik siniri çevreleyen dura mater ile birleşip fibröz bir halka olan Zinn halkası’nı oluşturur. Ekstraoküler kaslar orbita apeksindeki bu fibröz halkadan başlayıp öne dogru uzanır.

ORBİTA HASTALIKLARINDA TANI

Tanıya yönelik testler orbital lezyonları periorbital ve oküler lezyonlardan ayırmalıdır. Hastanın anamnezi, semptomları ve muayene bulguları tanıya yaklaşımda yardımcıdır.Orbita hastalıkları tanısında 6 (P) kuralı :

1- Pain (Agrı): İnflamatuar, enfeksiyöz hastalıklar, malign tümörlerin semptomudur.
2- Propitozis (Eksoftalmus): Bu iki tanım eşanlamlı kullanılsada propitozis orbitada yer kaplayan herhangi bir oluşum nedeni ile gözün öne doğru yer degiştirmesi anlamında, eksoftalmus, tiroid orbitopati nedeni ile gözün öne doğru yer değiştirmesi anlamında kullanılır.

Bilateral: Tiroid oftalmopati, lenfoma, lösemi, metastatik tümörler, karotid-kavernöz fistül

Unilateral: Orbita ve optik sinirin benign, malign tümörleri, arteriovenöz malformasyonlar

Etyolojiye göre eksoftalmus nedenleri:

Tiroid orbitopati (Graves hastalığı)

Orbita inflamatuar hastalıkları:

Orbital sellülit
Pseudotümör
Kavernöz sinüs trombozu
Mukosel

Orbita vasküler hastalıkları:

Arteriovenöz fistül
Travmaya bağlı hematom
Orbita tümörleri

3- Progresyon : Günler yada haftalar içinde gelişen bulgular inflamatuar hastalıklar, malign tümörler,tiroid oftalmopati, haftalar yıllar içinde gelişen lezyonlar benign tümörlerdir.
4- Palpasyon: Lezyonun lokalizasyonu, çevre dokular ile ilişkisi,sertlik- yumuşaklığı, yüzeyinin muntazam olup olmaması lezyonun dogasını aydınlatmada yardımcıdır.
5- Pulsasyon: A-V fistüller, karotid kavernoz fistül, meningoansefaloseli düşündürür.
6- Periorbital degişiklikler: Kapaklarda, konjonktivada vasküler degişiklikler, kapak retraksiyonu, kapakta ekimoz, ekzamatöz degişiklikler gibi olaylar değerlendirilmelidir.

Tanı yöntemleri:

Tam oftalmolojik muayene
Direkt orbita grafisi
Ultrasonografi, doppler ultrasonografi
Komputerize tomografi
MRG
Biopsi
Eksoftalmometrik ölçüm
Laboratuar testleri ( T3, T4, TSH, ACE)
Direkt orbita grafisi, orbita duvarlarında, lakrimal gland çukurluğunda, optik foramende, paranasal sinuslardaki patolojileri gösterir.

Ultrasonografi, orbita ve periorbitadaki patolojik değişiklikleri çok daha iyi gösteren uygulaması kolay noninvaziv yöntemdir. Ekolarının orbita apeksine dogru zayıflaması nedeni ile orbita derinlerinde gelişmiş lezyonlarda yetersiz bilgi verir. Doppler ultrasonografi vasküler lezyonlarda kan akım hızı ve yönünü gösterdiğinden vasküler oklüziv hastalıklarda vasküler anomalilerde yardımcıdır.

CT, lezyonun lokalizasyonu, yoğunluğu, büyüklüğü hakkında detaylı bilgi verir. Orbita kırıkları, yabancı cisim, ekstraoküler adele boyutları, paranazal sinusların incelenmesinde yararlıdır. Kalsifikasyon ve kemik lezyonların görüntülenmesinde MRG’den üstündür.

MRG , elektromanyetik ortamda radyofrekans atımları ile kaydedilen görüntüdür. Uygulamada değiştirilebilen ekstrensek parametreler dokuya özel intrensek paramatreler ile bilgisayar aracılığı ile birleştirildiğinde yumuşak doku lezyonlarının dogası konusunda bilgi verir. Bu nedenle yumuşak doku lezyonlarında tanıya yaklaşımda CT den üstündür.

ORBİTA ENFEKSİYONLARI ( SELLÜLİT)- Preseptal – Orbital

Orbital ve periorbital dokuların enfeksiyonudur.

Etyoloji: Enfekte materyal ile delici yaralanmalar, cilt enfeksiyonları, akut dakriosistit, paranasal sinus enfeksiyonları, diş enfeksiyonu, pnömoni,otit, menenjit gibi hastalıklar sırasında gelişen bakteriyemi sonucu gelişir.

Preseptal sellülitte, enfeksiyon orbita yağ ve bağ dokularını kapak ve periorbital dokulardan ayıran fibröz yapıdaki septum orbitale önündedir. Kapaklar ödemli, hiperemik, inflamedir. Orbital yapılar ve göz küresi tutulmadığından göz hareketleri, pupil reaksiyonları, görme normaldir.

Orbital sellülitte enfeksiyon orbita yumuşak dokularını da tutmuştur. Kapaklarda, periorbitada ödem, hiperemi, ağrı, enfeksiyona bağlı orbita volümü artışı nedeniyle propitozis vardır, göz hareketleri kısıtlanmış ve ağrılıdır. Orbita apeksi tutulursa optik sinir bası altında kalır görme azlığı, pupil reaksiyonlarında bozulma görülür.Hastanın genel durumu bozuktur,ateş, düşkünlük hali vardır. Hastalığın seyri preseptal sellülitten ciddidir. Tedavinin gecikmesi durumunda sinus kavernozus trombozu, beyin absesi gelişebilir.

Tedavi:Tedavinin başlanğıcında hastanın sistemik ve göz muayenesi, direkt grafi, CT, tüm kan testleri yapılmalıdır. Konjonktiva, nazofarinksten, abse yada fistül varsa bu bölgelerden kültür alınmalıdır. Enfeksiyonun ciddiyetine göre peroral yada parenteral geniş spektrumlu antibiotik tedavisi gerekir. Abse varsa drene edilmelidir. İnfantlarda ve 5 yaş altındaki çocuklarda Hem. Influenza enfeksiyonunu takiben sellülit gelişme riski fazladır.

GÖZYAŞI DRENAJ SİSTEMİ

Orbita üst temporalinde frontal kemiğin fossa lakrimalisinde yerleşmiş olan glandula lakrimalis ve konjonktivada bulunan yardımcı gözyaşı bezlerinden (Krause ve Wolfring bezleri) salgılanan gözyaşı kapak hareketleri ile medial kantüse doğru sürüklenir. Alt ve üst kapak medial kenarındaki punktumlardan alt ve üst kanaliküllere, takiben gözyaşı kesesine akar. Buradan nazolakrimal kanal ile alt meatusa geçer.

Dakriosistit

Nazolakrimal kanal tıkanıklığı sonucu gözyaşı kesesinde gelişen inflamasyondur. Konjenital yada akkiz olabilir.

Tanı:

1. Anatomik tıkanıklığın yerini ve türünü saptamak için sistemin içine radyoopak madde verilerek direkt orbita grafisi çekilir (Dakriosistografi).
2. Lavaj, sonda
3. Lakrimal sistem endoskopisi

Konjenital Dakriosistit (Dakriostenoz):

Yeni doğanlarda %2-6 oranında görülür. Nazolakrimal kanalın alt ucundaki membranın (Hasner valvülü) doğumda henuz diferansiyasyonunu tamamlayarak açılmadığı durumlarda ortaya çıkar.

Doğumdan 2-3 hafta sonra bir yada iki gözde sulanma, çapaklanmaya yol açar.
Membranın diferansiyasyonunu tamamlaması sonucu ilk 6 ay içinde spontan olarak açılma şansı %80-90’dır. Bu nedenle 6-8. aya kadar kadar müdahele edilmez, sadece masaj ve enfeksiyon varsa topikal antibiotik önerilir. İlk 8 ay içinde spontan olarak açılmazsa sonda ile nazolakrimal kanalın alt meatusa açılan ağzındaki kanal perfore edilir. 2,5-3 yaşın üzerindeki olgulara sonda başarısı azaldığından uygulanmaz. 5-6 yaşlarında cerrahi yöntemler ile yeni bir drenaj yolu açılır (Dakriosistorinostomi ameliyatı).

Akkiz Dakriosistit: Akut yada kronik tablo ile seyreder.

Akut Dakriosistit: Gözyaşı kesesinin akut, süpüratif iltahabıdır. Preseptal sellülit gelişimine neden olur. Kese bölgesinde ağrı, ödem, hiperemi ve sulanma ile karekterizedir. Etken çogunlukla pnömokok yada stafilokok türleridir. Kese üzerine bası ile punktumlardan pü regürjite olabilir, yada kesede abse gelişerek deriye fistülize olabilir.

Tedavide antibiotikler ve antienflamatuar ilaçlar kullanılır. Enfeksiyon geçtikten sonra yapışıklıklar nedeni ile sistem, çoğu kez nazolakrimalis seviyesinde tıkandığından cerrahi uygulanır..

Kronik Dakriosistit: Süpüratif belirtiler olmaksızın gelişen gözyaşı kesesi inflamasyonudur. Sulanma ve basmakla punktumlardan saydam mukoid salgı gelmesi ile karekterizedir. Tedavide antibiotiklerden yararlanılır. Kesin tedavisi dakriosistorinostomi ameliyatıdır. Bu ameliyatta orta meatus hizasında burun boşluğu ile kese arasında anastomoz sağlanır.

Kanalikülit:

Sıklıkla Aactinomyces Israeli (Streptothrix) tarafından oluşturulan kanalikülitler akut yada kronik formlarda gelişebilirler.

Tedavide akut formda uygun antibiotikler ve sıcak pansuman önerilir. Sıklıkla kanaliküllerde tıkanıklığa neden olurlar.

TİROİD ORBİTOPATİ (Oftalmopati, Graves Hastalığı)

Hipertiroidide, nadiren eutiroidi ve hipotiroidide görülen otoimmun kökenli orbita inflamasyonudur.

Kadınlarda, erkeklere oranla 8 kat fazladır. 20-45 yaşları arasında görülür.
Histopatolojik olarak ekstraoküler kaslarda , orbita yumuşak dokularında, lakrimal glandda lenfosit, plasma hücre infiltrasyonu, glikozaminoglikan akümülasyonu, ödem ve takiben fibrozis gelişir.

Tiroid antijenlerine karşı sensitize olmuş B,T lenfositler, natural killer hücreler için hedef doku ekstraoküler kaslar, orbita dokuları, lakrimal glanddır.

Klinik Bulgular :
1. Periorbital ödem, kemozis,
2. Ekstraoküler adele üzerindeki konjonktiva damarlarında genişleme, kıvrım artışı.
3. Ekstroküler kaslarda hücre infiltrasyonu, miyozit, takiben gelişen fibrozise bağlı diplopi ve gözde hareket sınırlılığı. En sık tutulan kaslar alt ve iç rektustur.
4. Glandula lakrimaliste hücre infiltrasyonuna bağlı gözyaşı yetersizliği,
5. Eksoftalmus
6. Alt ve üst kapakta sempatik stimülasyon fazlalığına bağlı retraksiyon .

Eksoftalmus artmış orbita içeriği nedeni ile artan orbita basıncına karşı optik sinire basıyı azaltan savunma mekanizmasıdır.Adultlarda unilateral yada bilateral eksoftalmusun en sık nedeni tiroid hastalığıdır. Eksoftalmus ile birlikte gözyaşı yetersizliği, göz kırpma refleksinin azalmış olması, korneanın korunma mekanizmalarını zayıflatıp exposure keratit gelişmesini kolaylaştırır.

Tiroid oftalmopatide görmeyi tehdit eden olaylar artmış orbita basıncı nedeni ile gelişen kompresif optik nöropati ve eksposure keratitdir.

Tedavi: Tedavinin amacı görme kaybını önlemek, hastayı rahatlatmak, gözde hareket bozukluklarını düzeltmektir.

Tedavi seçenekleri:
1- Koruyucu lokal tedavi
2- Antienflamatuar tedavi
3- Cerrahi
4- Radyoterapi

Suni gözyaşı damlaları gözyaşının azalması ile ortaya çıkan irritasyonu rahatlatır.

Aktif orbital inflamasyonda özellikle ekstraoküler kaslarda miyozitin aktif döneminde sistemik steroid verilmelidir. 80-100 mg/gün prednisolon orbital inflamasyonu bastırmada yeterlidir. Tedaviye yanıt alınması durumunda progresif olarak azaltılarak 3 ay içinde kesilir.

Steroide dirençli vakalarda radyoterapi yararlı olabilir. 2000 rad civarı yeterlidir. Katarakt, keratit, optik atrofi oluşturma gibi komplikasyonları vardır.

Optik sinire bası ve eksposure keratit gelişme riskinde yoğun tıbbi tedavi, gerekirse cerrahi (orbita dekompresyonu) uygulanmalıdır.

Ekstraoküler adelelerdeki hareket kısıtlılığı stabilize olduktan sonra diplopiyi gidermek için kas cerrahisi yapılabilir. Alt ve üst kapak retraksiyonu mevcudiyetinde oküler eksposuru azaltmak için kapak retraktörlerine geriletme operasyonları yapılabilir.

PSEUDOTÜMÖR ( BENİGN İDİOPATİK ORBİTA İNFLAMASYONU)

Genelde orta yaş grubunda görülen lenfosit orbita inflamasyonudur.

Klinik bulgular: Lezyonun geliştiği yere göre dakrioadenit, ekstraoküler adelelerde myozit, sklerotenonit , preseptal yumuşak dokularda inflamasyon, eksoftalmus gibi bulgular vardır. Ağrı, göz hareketlerinde kısıtlılık olabilir. Orbita apeksinin tutlması ile ağrılı oftalmopleji gelişir. Kesin tanı biopsi ile konabilir.

Tedavi: Sistemik steroid tedavisine (prednisolon 60/80mg/kg)yanıt genelde hızlıdır. Radyoterapi steroide yanıt alınamayan olgularda düşük dozda verilebilir. Genelde sistemik hastalıklarla birlikte degildir. Nadiren kollajen doku hastalığı ile birliktedir.

ORBİTA KIRIKLARI ( BLOW- OUT FRAKTÜR)

Orbita basıncını aniden arttıran künt travmalarda gelişir. Orbita üst ve dış duvarı dayanıklı olduğundan kırık genellikle alt-medial duvarda olur. Künt travmaya bağlı hifema, lens luksasyonu, vitreus hemorojisi gibi komplikasyonlar olabileceğinden tam oftalmolojik bakı yapılmalıdır.

Klinik Bulgular:
Enoftalmus
Yukarı bakış kısıtlılığı
Vertikal diplopi

Travmaya bağlı olarak kapaklarda ödem ve ekimoz geriledikten sonra bulgular daha sağlıklı degerlendirilir. Orbital dokuların kırık hattından komşu sinusa hernie olması nedeni ile enoftalmus gelişir. Alt rektus adelesinin kırık hattına sıkışması nedeni ile gözde yukarı bakış sınırlılığı ve vertikal diplopi yakınması vardır.

Tedavi:

Diplopinin kalıcı olmasını önlemek, enoftalmusu düzeltmek amacı ile yapılır. Küçük kırıklarda bir süre izlemek uygundur. Büyük kırıklarda cerrahi ile kırık hattından hernie olmuş dokular repoze edilip, kırık kemik greft yada teflon plaklar ile kapatılır. Cerrahi 6-8 haftadan fazla geciktirilmemelidir. Aksi halde adelede gelişen fibrozis nedeni ile cerrahi göze yeteri kadar elevasyon sağlamaz,diplopi yakınması geçmez.

ORBİTA TÜMÖRLERİ

Tüm orbita tümörleri göz küresine bası uygular, gözde hareket kısıtlılığı ile eksoftalmusa yol açarlar.

1. Primer orbita tümörleri
2. Sekonder orbita tümörleri: Göz, nazofarinks, paranazal, sinuslar, göz kapaklarının özellikle sebase bez karsinomlarının orbitaya ilerlemesi ile gelişir.
3. Metastatik orbita tümörleri: Günümüzde kanser hastalarının yaşam sürelerinin uzaması orbita metastazlarının görülme sıklığını arttırmıştır. Kadınlarda meme, erkeklerde akciger, çocuklarda nöroblastom en sık orbita metastazı yapan tümörlerdir. Ayrıca prostat, cilt,GİS tümörleri orbitaya sık metastaz yaparlar.

Çocuklarda görülen orbita tümörleri :

1-Vasküler Tümörler
Kapiller Hemanjiom: Sık görülen benign tümördür. İlk 1 yaş içinde ilerleme eğilimindedir, sonraki 4-5 yıl içinde spontan regresyon gösterir. Pupil alanını örtüp ambliyopiye neden olma riski oluşturmadıkca beklenmelidir. Lezyon içine steroid enjeksiyonu,radyoterapi, cerrahi eksizyon tedavi seçenekleridir.
Lenfanjioma: Orbita ile birlikte kapaklar, konjonktivada gelişebilir. İnfiltratif olarak büyüyüp lezyon içine ani kanamalarla seyreder. Görülme sıklığı fazla değildir.

2- Rabdomyosarkom :
Çocukluk çagının en sık rastlanan primer malign orbita tümörüdür. 5-7 yaş arasındaki çocukların sık rastlanan mezenşimal kökenli primer malign tümörüdür. Ani başlayıp hızlı ilerleyen propitozise neden olur. Kesin tanı biopsi ile konur. Radyoterapi, kemoterapi, cerrahi eksizyon, eksenterasyon tedavi yöntemleridir.

3- Nöral Tümörler :
Optik sinir gliomu: Nadir görülür, sıklıkla nörofibromatozis ile birliktedir. Yavaş ilerleyen ağrısız propitozise, daha geç dönemde görme kaybı ,optik atrofiye yol açar. İntrakranial tutulum ile birlikte olursa mortalite ile sonlanabilir. Genelde kendi kendini sınırlar, fazla büyümez.

4 -Kistik Tümörler
Dermoid kist: Sık rastlanan benign kistik oluşumdur.Epidermal,dermal elementler, kıl follikülleri,yag bezleri,keratin ile dolu kistik boşluklar içerir. Rekürrens göstermemesi için kapsülü ile birlikte parçalanmadan alınmalıdır.

Adultlarda gelişen orbita tümörleri :

1-Kavernoz hemanjiom, lenfanjiom: Sık görülen benign,primer tümördür.Yavaş ilerleyen propitozise neden olur. Çevresi genellikle kapsüllüdür. Cerrahi eksizyon sonuçları başarılıdır.

2-Lenfoproliferatif lezyonlar: Benign yada malign olabilir. Benign olan reaktif lenfoid hiperplazi idiopatiktir. Uzun süreli takiplerde hastaların % 25’inde sistemik hastalık gelişir.Yavaş ilerleyen ağrısız kitle orbita ön kısmında yerleşmiş ise sınırları belirgin olmayan yumuşak kitle şeklinde palpe edilir. Her iki tip lezyonun histopatolojisi mikroskopik farklılık göstemez.Yüzey markerlarının immünolojik ayırımı ile lezyonun benign yada malign olduğu anlaşılabilir. Monoklonal lenfositlerin %60’ı maligndir, sistemik hastalıklarla birliktedir. Poliklonal lenfositler benign lezyonu gösterir. Fakat polyklonal lenfositlerin bir kısmında malignite gelişebileceğinden premalign lezyonlar olarak kabul edilip hematolojik değişiklikler açısından izlenmelidir.

3-Lakrimal gland tümörleri: Hemen hemen yarısı lenfoid proliferasyonlardır. Epitelial kökenli tümörler benign ve malign mixt tümör, adenoid kistik karsinom, adenokarsinom olabilir.

4-Nöral tümörler: Menenjiom, schwanom, gliom olabilir. Menenjiom optik sinirin araknoid zarından köken alır. Erken devrede görmeyi bozar. Gliom adutlarda nadir görülür, hızlı ilerleyip mortalite ile sonuçlanır.

Prof. Dr. Ayşe Yağcı