Kafeinin ne kadarı zararlı

Mayo Clinic’te yer alan habere göre, birçok insan için günde yaklaşık 2 ile 4 fincan kahve zararlı değil. Fakat, bazı durumlarda kahve içmeyi azaltmanız ya da bırakmanız gerekebilir. İşte bu durumlar:

Günlük 4-7 fincan kahve içmek şu sorunlara yol açabilir: Uykusuzluk, asibiyet, acelecilik, irkilme, mide bulantısı ve diğer mide sorunları, hızlı ya da düzensiz kalp atışı, kasların titremesi, baş ağrısı, endişe ve gerginlik.

Bazı insanlar kafeine karşı diğerlerinden daha hassastır. Eğer kafeinin etkilerine karşı hassassanız, çok az miktardaki kahve yani 1 fincanı bile endişe, irkilme, uyku sorunları ve acelecilik gibi istenmeyen etkiler oluşturabilir. Düzenli olarak kafein tüketmeyen insanlar, bunun negatif etkilerine karşı daha duyarlıdır. Diğer faktörler ise, vücut ağırlığı, yaş, sigara alışkanlığı, ilaç ya da hormon kullanımı, stres ve bunalım sorunları gibi sağlık problemleri de kafeinin negatif etkisine daha yatkındır.

Hatta araştırmalar, erkeklerin kadınlara oranla kafeine karşı

Kafein Ve Sağlığınız

Çoğumuz kafeini yalnızca kahveyle ilişkili görüyoruz. Kahve kuşkusuz büyük bir kafein kaynağıdır ve oldukça çok tüketilir.Ama kahve tek kafein kaynağı değildir. Çay, kola gibi karbonatlı içecekler, kakao ve çikolata da kafein içerir.

Kafein zararlı olabilir mi? Ne kadarı fazladır? Araştırmalar tamamlanmamış olduğu için bunları tam olarak bilemiyoruz.

Özellikle soğuk algınlığı ve alerjilere yönelik olarak sık kullanılan bazı ilaçlarda, antihista-miniklerin uyku verici etkilerini dengelemek için kafein vardır. Birçok uyarıcı ilaç da ana bileşen olarak kafeine dayanmaktadır genellikle doz başına bir fincan kahvedeki kafein miktarının iki katı kadar.

Yararları

Son zamanlarda gündeme gelen tüm kötü yanlarına karşın, kafeinin yararları da vardır. En belirgin etkisi uyarma yeteneğidir.

Kafeinin tedaviye yönelik bazı uygulamaları vardır. Kafein, beyinde kan damarlarını daraltır; bu nedenle, bazı migren ağrısı tiplerini tedavi etmek ve merkezi sinir sistemini zayıflatan bazı ilaçları dengelemek için kullanılır. Hi-peraktif çocukların tedavisinde de kullanılmaktadır; bu çocuklar üzerinde sakinleştirici bir etkisi olmaktadır.

Sakıncaları

Kafeinin sakıncaları, sağlığımız üzerine arzu edilmeyen olası etkilerini içerir. Çok miktarda kahve içen insanlarda düzensiz ya da hızlı kalp atışı, uykusuzluk, mide rahatsızlığı, kan basıncında artış, sinirlilik ve vücut ısısında artma görülebilir. Kafein, ayrıca kasların uyumu ve zamanlamasını da güçleştirebilir.

Hamile kadınlar kafein almamaları konusunda uyarılmaktadırlar, çünkü kafein bebeğe zarar verebilir. Bazı araştırmacılar, kafein tüketimi ile ölü doğum, düşük ve doğum kusurları arasında bir bağlantı olduğuna inanıyorlar. Bu tür bağlantılar henüz kanıtlanmadıysa da, bu riske girmeye gerek var mı?

Ne Yapmalısınız?

Diyetinizle ilgili birçok kararda olduğu gibi, ılımlılık en iyi yaklaşımdır. Ortalama insan için, günde bir ya da iki fincan normal kafeinli kahve ya da bir, iki bardak kafeinli alkolsüz içecek güvenli kabul edilmektedir. Ülseriniz varsa, asit üretici nitelikleri nedeniyle kafeinsiz kahveden bile kaçının. Yüksek tansiyonunuz varsa, kafeini dikkatli kullanın. Kan basıncınızı arttırabilir. Normal kahve gece uykunuzu kaçırıyorsa, kafeinsiz kahveyi tercih edin.

Azaltma

Ani bırakmanın muhtemel kötü etkilerinden kaçınmak için, kafeini yavaş yavaş bırakın, (insanlar sık sık kafeini aniden bıraktıklarında başağrıları, uyuşukluk, mide bulantısı ve dikkat süresinin azalması gibi şikayetlerinin olduğunu bildiriyorlar). Birkaç yöntem vardır.

- Normal kahvenizi hazırlarken içine kafein siz kahve karıştırın.

- Normal granül kahveyi tercih edin, çünkü filtre kahveye göre fincan başına daha az kafein içermektedir.

- Bir ya da iki hafta boyunca tüketiminizi günde bir fincan azaltın.

Aynı şeyi çayla ya da kafein içeren başka içeceklerle de yapabilirsiniz. Ancak bitki çaylarına geçerken dikkatli olun. Bazı tipleri, özellikle evde yapılanlar kahveyle aynı ya da daha kötü etkilere yol açabilir.

İşlenmemiş Hububat Ürünlerini Daha Çok Tüketin

Buğday, çavdar ekmeği, kahverengi pirinç ve bulgurun şeker, kalp ve bazı kanser hastalıkları riskini önlediği bildirildi.

American Journal of Nutrition adlı dergide yer alan araştırma sonucuna göre, işlenmemiş hububatlardan elde edilen besinleri yüksek oranda tüketenler kilolarını kontrol altında tutabiliyor ve kolesterol düzeyini indirebiliyor. Bu besinler vücudun insüline karşı duyarlılığını ve dengesini de koruyabiliyor. Konuyla ilgili olarak, yaş ortalaması 54 olan 1338 erkek ve 1603 kadın denek üzerinde 5 yıl süren araştırma yapıldı. İşlenmemiş hububatlardan elde edilen besinleri tüketen denekler üzerinde araştırma yapan uzmanlar, işlenmemiş hububat tüketiminin şeker, kalp ve bazı kanser hastalıkları riskini indirebildiğini belirledi. Bu hububatlardan elde edilen besinleri tüketen deneklerin sigaraya meyilli olmadıkları, vitamin kullanmayı adet edindikleri, daha az et, alkol ve doymuş yağ ve daha fazla meyve ve sebze yedikleri kaydedildi. Söz konusu besinleri yüksek oranda tüketen deneklerde, bel ve kalça kısmının daha normal olduğu, kolesterol oranının düşük bulunduğu da saptandı. Uzmanlar, işlenmemiş hububatlarda bulunan fiber ve magnezyumun, insüline karşı duyarlılığı düzenleyebildiğini, bunun da tip 2 şeker hastalığı riskini indirebildiğini söylediler.

İlköğretim Dönemi Çocuklarda Sağlıklı Beslenme

Gelişme çağında mutlaka alınması gereken süt, yumurta, et ve tavukgibi besinler ve yararları üzerinde durulmalı ve bu tür gerekli besinlerin alınmaması halinde vücudun uğrayacağı hasarlara da dikkat çekilmelidir.

Bir ilköğretim öğrencisinin her gün tüketmesi gereken besinler ve miktarları:

Kemikleri, dişleri ve kaslarının gelişimi, yaşına ve ağırlığına göre ideal boy uzunluğuna sahip olabilmesi için 2-3 su bardağı süt veya yoğurt, bir kibrit kutusu büyüklüğünde peynir,

Beyin gelişimi, hastalıklara karşı dirençli olması ve kansızlıktan korunması için 2-3 köfte büyüklüğünde et (tavuk, balık veya hindi), haftada 3-4 kez 1 adet yumurta, haftada 3-4 kez 1 porsiyon kurubaklagil,

Hastalıklara karşı daha güçlü olması, gözlerinin, dişlerinin, cildinin sağlığı ve kabız olmamaları için 5 porsiyon taze sebze veya meyve,

Enerji sağlaması, sinir sisteminin güçlenmesi için 4-6 orta dilimekmek, 1 porsiyon pilav, makarna veya 1 orta dilim börek, 1 kase çorba.

3 ANA 2 ARA ÖĞÜN

Çocuğunuzu günde 3 ana 2 ara öğün olarak besleyin,

Sabah kahvaltısı yapmadan güne başlatmayın, öğün atlatmayın,

Ara öğünlerde çocuğunuzun beslenmesi için meyve, ayran, süt, tazemeyve suları, peynirli sandviç, küçük kek veya poğaça gibi besinleri tercih edin,

İyotlu tuz tüketin, tuzu yemeğe ocaktan indirmeye yakın katın,

Çocuğunuzun günde 2-2.5 litre su/sıvı tüketmesini sağlayın,

Beslenme çantasını, evde yapılmış tost, yumurta, kek, poğaça, börek, taze meyve, ayran, salatalık, domates ve havuç gibi yiyeceklerle hazırlayın,

Beslenme çantasının temizliğine çok dikkat edin,

Çocuğunuzu açıkta satılan besinleri almaması konusunda uyarın,

El yıkama ve diş fırçalama alışkanlığı kazandırın,

Çocuğunuza yeterli ve dengeli beslenme alışkanlığı kazandırmak için örnek olun, aşırı yağlı, tuzlu ve şekerli besinler yerine sağlıklı besinler seçmesini teşvik edin,

Çocuğunuzun hareketli bir yaşam sürmesine dikkat edin, herhangi bir spor dalı ile ilgilenmesi konusunda destekleyin.

İdeal Beslenme Var Mıdır ?

Beslenme ve sağlığa aşırı dikkat gösterilen günümüzde, birçok kişi mükemmel beslenmenin zîndelik, normalin üstünde enerji, güç ve hastalıklara karşı direnç sağlayacak bir diyet; yaşlanmayı geciktirecek ve insanı şişmanlatmayacak bir diyet peşinde koşmaktadır. Bu ilgi o kadar yaygındır ki, binlerce insan mükemmel yanıtı bulmak için çok fazla zaman ve para harcamaktadır.

Böyle bir beslenme var mıdır ya da var olabilir mi? Büyük olasılıkla hayır. Beslenme ihtiyaçlarımız, bebeklikten çocukluğa, olgunluğa, hamileliğe kadar yaşamımızın her aşamasında ve hastalık durumlarında farklıdır. Yüksek tansiyon, bazı kanser türleri, kalp ve damar hastalıkları dahil olmak üzere hastalıklara karşı genetik .eğilimlerimiz de farklıdır, bu nedenle tuz ve yağ gibi gıda öğeleri farklı insanlar için farklı riskler yaratır.

İnsan vücudu, büyümek, üremek ve hayatta kalmak için çevredeki çeşitli maddelere ihtiyaç duyar. Hücrelerimizin hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu oksijeni elde etmek için havayı soluruz; yaşamsal sıvı kaynaklarını yeniden doldurmak için su içeriz. Ve çok önemli enerji kaynaklarını elde etmek için yeriz, çünkü enerji, vücudun, mideye giden protein, yağ ve karbonhidratları kullanmasıyla sağlanır. Daha küçük miktarlarda da olsa başka elementlere de ihtiyaç duyulur. Bunlar arasında temel amino asitler, yağ asitleri, mineraller, eser mineraller [vücut dokularında çok az miktarda bulunmalarına rağmen organizmadaki faaliyetlerde mutlaka gerekli mineraller] ve vitaminler sayılabilir.

Yediğimiz bütün yiyecekler bir düzeyde beslenme sağlarlar. Hepimiz için, hatta bir kişi için her zaman mükemmel bir diyet olamaz. Ama sağlam bir beslenme bilgisi, iyi bir diyete ulaşmanın en iyi yoludur.

Temel Gıda Bileşenleri

Yiyeceklerimiz, uygun oranlarda biraraya getirildiklerinde eksiksiz bir diyet sağlayan birçok bileşenden oluşur. Temel gruplar karbonhidratlar, proteinler ve yağlardır. Diğer gruplar ise, daha küçük miktarlarda gerekli olan, vitaminler ve mineraller olarak bilinen eser elementlerdir. Her grubun, vücudun düzenlenmesinde, gelişmesinde ve onarımında farklı bir işlevi vardır.

Karbonhidratlar

Karbonhidratlar nişasta ya da şekerlerdir ve esas olarak ekmekte ve tahıllarda, meyva ve sebzelerde bulunur. Nişastalara karmaşık karbonhidratlar, şekerlere (rafine edilmiş şekerlerin yanısıra meyvalarda da bulunur) ise basit karbonhidratlar denir. Teknik olarak sakaroz olarak bilinen şeker kamışı ya da şeker pancarı ile früktoz olarak bilinen şekeri içeren glikoz, ortalama bir diyetin önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

Proteinler

Proteinler, amino asitler denilen yapı taşlarından oluşurlar. Bu amino asitlerin bazıları vücudunuz tarafından üretilebilir; bazıları da üretilemez. Yiyeceklerden elde edilmesi gerekenlere temel amino asitler denir.

Et, yumurta, süt ve peynirde bulunan temel amino eşitler çok verimli bir şekilde kullanılır. Bu tür proteinlerin biyolojik kalitesi yüksektir. Sebzelerde, tahıllarda (buğday, pirinç ya da mısır gibi), bezelyede ve fasulyede bulunan proteinler temel amino asitlerin uygun bir oranını sağlamazlar. Dolayısıyla, vücudunuzun ihtiyaçlarını karşılamak için, bitkisel proteinlerden, hayvansal proteinlere göre daha büyük miktarlar gereklidir. Bitkisel proteinlerin biyolojik kaliteleri düşüktür.

Yağlar

Yağlar çeşitli yiyeceklerde ve çeşitli biçimlerde bulunurlar. Yağlar, et, kümes hayvanları ve balık gibi hayvansal gıdalarda ve ayrıca bitkisel gıdalarda bulunur. Etler, tüm görünen yağlar çıkarıldığında bile, genellikle önemli oranda yağ içerirler. Etlerin daha yumuşak ve pahalı kısımları daha fazla yağ içerir. Yemek yağları ve salata yağları gibi bazı yağlar sıvıdır; tereyağı, margarin, bitki yağı ve kesilmiş et yağı gibi diğerleri ise katıdır.

Kimyagerler yağları, yapı taşları olan yağ asitlerine göre sınıflarlar. Yağ asitleri, doymuş ya da doymamıştırlar. Doymamış yağlar kendi aralarında mono-doymamış (mono bir demektir) ve poli-doymamış (poli, birçok anlamına gelir) yağlar olarak ayrılırlar.

Doymuş yağ asitlerinin kimyasal yapıları doymamış yağlarınkinden farklıdır ve bu yapı her yağ tipinin özelliklerini belirler. Doymuş yağlar genellikle oda ısısında katıdırlar, doymamış yağlar ise oda ısısında sıvıdırlar. Doymuş yağların küflenmeleri daha küçük bir olasılıktır, bu nedenle uzun depolama sürelerince dayanması gereken birçok işlenmiş gıdada bunlar kullanılır.

Doymamış yağlar, hidrojenle doyurma denilen bir işlemle doymuş yağlara dönüştürülebilirler. Bu onları daha katı hale getirir. Genellikle bir üründeki doymamış yağın ancak küçük bir kısmı, hidrojenle doyurma sırasında doymuş yağa çevrilir. Büyük oranda doymamış yağ içeren yağlar, ticari olarak pişirilmiş mallardaki ve diğer işlenmiş gıdalardaki yaygın bileşenlerdir. Hiçbir gıda yalnızca tek bir tip yağ asidi içermez. Tüm gıdalar çeşitli oranlarda bir yağ karışımı içerirler. Örneğin, zeytin yağı mono-doymamış bir yağ olarak kabul edilir, ama küçük miktarlarda doymuş ve poli-doymamış yağ asitleri de içerir.

Çeşitli yağ asitlerinin, kalp hastalığıyla bir ilişkisi olduğu gösterilmiş olan kan kolesterol düzeyleri üzerine farklı etkileri vardır. Doymuş yağlar toplam kan kolesterolü düzeyinizi yükseltme eğilimindedirler. Mono-doymamış yağlar toplam kan kolesterolü düzeyini önemli ölçüde yükseltmeden, kan kolesterolünün “iyi” bölümü olan yüksek yoğunluklu lipoproteinlerin (HDL) yoğunluğunu arttırma eğilimindedirler. Poli-doymamış yağlar toplam kolesterol düzeyinizi yükseltme eğilimindedirler, ama koruyucu HDL bölümünü değil.

Vitaminler

Vitaminler vücudunuzdaki bazı kimyasal dönüşümlerde temel olan ve diyetinizde yalnızca çok küçük miktarlarda bulunması gereken maddelerdir.Proteinler, vücudun karbonhidratları ve yağları işlemesine yardımcı olurlar. Bazı vitaminler aynı zamanda kan hücrelerinin, hormonların, genetik malzemenin ve sinir sisteminizin kimyasal maddelerinin üretimine katkıda bulunurlar. Vücudumuz çoğu vitamini yeterli miktarlarda üretemez, bu nedenle bunları yediğimiz gıdalardan almamız gerekir.

Temel vitaminler (13 tanedir) iki kategoriye ayrılırlar: yağda çözülenler ve suda çözülenler. Yağda çözülen vitaminler A, D, E ve K vitaminleridir. A ve D vitaminleri karaciğerde depolanır ve bu depo 6 aya kadar yeterli olabilir. Ancak K vitamini yedeği yalnızca birkaç gün yeterli olabilir, E vitamini ise ikisinin arasındadır.

A ve D vitaminleri, aşırı miktarlarda alındığında zehirli etkilere yol açabilir. Fazla E vitamini almaktan kaynaklanan zehirli etkiler net bir şekilde kanıtlanmamıştır, ama vücudun yağlı dokularında birikir. K vitamini güçlükle depolanır ve büyük miktarlarda almanın zehirli etkilerine nadir olarak rastlanmıştır.

Suda çözülen vitaminler, C vitaminini (askorbik asit) ve B vitaminlerini içerir. Yağda çözülen vitaminlere göre daha az depolanırlar. Genellikle suda çözülen vitaminlerin büyük miktarlarda alındıklarında zararsız olduklarına inanıldığı halde, bu her zaman doğru değildir.

Suda çözülen bazı vitaminlerin güçlü ilaç etkileri iyi ve kötü olabilir, örneğin, büyük miktarlarda niyasin bazen kandaki yüksek yağ seviyelerini düşürmek için kullanılır; öte yandan, anormal karaciğer fonksiyonuna ve kan şekeri seviyelerinin yükselmesine neden olabilir. Yüksek miktarlarda C vitamini idrardan oksalik asit tuzu atılımını arttırır, o halde, böbreklerinizde oksalat taşları varsa, büyük miktarda C vitamini almaktan kaçının. Yüksek dozlarda, piridoksin (bir B vitamini) sinirlerde zedelenmeye yol açabilir. Kısacası, aşırı dozlarda vitamin alınmasına nadiren izin verilir ve genellikle potansiyel olarak tehlikelidir.

Mineraller

Kalsiyum, magnezyum, fosfor, potasyum, sodyum ve kükürt gibi mineraller de diyetin temel parçalarıdır. Makromineraller olarak bilinen bu minerallerin, diyette daha büyük miktarlarda bulunmaları gerekir (mikromineraller denilen ve diyette daha az bulunmalarına ihtiyaç duyduklarımız aşağıda tartışılmaktadır). Kalsiyum, fosfor ve magnezyum kemiklerin ve dişlerin gelişiminde ve sağlığında önemlidir. Potasyum kaslarımızın önemli bir bileşenidir. Sodyum, vücudun sıvılarının düzenlenmesine yardımcı olur, kükürt ise protein dokularının bir bileşenidir.

Mikromineraller (eser mineraller) gıdalarımızda çok daha küçük miktarlarda bulunurlar. Temel eser elementler, vitaminler ve mineraller gibi, yalnızca küçük miktarlarda ihtiyaç duyulan elementlerdir. Diğerlerinin yanısıra, demir, iyot, çinko, bakır, flor, selenyum ve manganezi içerirler. Hepsi normal gelişme ve sağlık için gereklidir.

Kaloriler

Kalori yiyeceklerin ayrı bir parçası değil, bir enerji ölçüsüdür. Karbonhidratlar, proteinler ya da yağlar vücutta yakıldıklarında, kilokalori denilen bir birimle ölçülen enerjiyi üretirler. Bir kilokalori 1000 kaloriden oluşur 1 litre suyu 12 santigrat yükseltmek için gerekli olan enerji ya da ısı miktarı olarak tanımlanır.

Hepimizin enerjiye ihtiyacı vardır, ama kalori ihtiyaçlarımız çok değişir. Küçük, yaşlı ve evde oturan bir kadın günde yalnızca 1000 kaloriye (1 kilokalori) ihtiyaç duyabilir, ama büyük, genç, fiziksel olarak aktif bir erkek günde 4000 kaloriye (4 kilokalori) ihtiyaç duyabilir.

Diyet uzmanları, çeşitli diyetlerin besleyici içeriğini hesaplamak için tablolar kullanırlar; bu tablolar çeşitli gıdaların kalori, protein, karbonhidrat ve yağ içeriğini verirler. Bu tür tablolar kullanılırken, gıda miktarı, tercihen tartılarak, doğru bir şekilde ölçülmelidir.

“Boş kaloriler” terimi şekerler ve alkol için kullanılır. Bu gıdalar enerji (kalori) verirler, ama vitaminler ya da eser elementler gibi diğer temel gıda elementlerini içermezler. Şekerler, şeker kamışı ve pancar şekerlerini, früktoz, glikoz ve laktozu içerir. Bu şekerlerin früktoz ve laktoz gibi bazıları, yediğimiz yiyeceklerin (sırasıyla meyva ve süt) bir parçasıdırlar. Temel gıdaların uygun bir oranını elde etmek üzere çeşitli gıdalar aldığınız sürece, şeker ve hatta aşırıya kaçmadan alkol tüketimi sağlığınızı mutlaka ters bir şekilde etkilemez. Ancak, günlük kalorinizin büyük kısmını şekerlerden ve alkolden alırsanız beslenme yetersizlikleri